Rektör Cevdet Erdöl'le Sağlık Bilimleri Üniversitesi söyleşisi
 Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Trabzonlu hemşerimiz Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Medimagazin Genel Yayın Yönetmeni Dr. İbrahim Ersoy’la yaptığı röportajla; üniversitenin yapısından açılacak kadrolara, üniversitede verilecek eğitimden oluşturulacak akademik piramidin yapısına, uzmanlar ve başasistanların durumuna ve eğitim-araştırma hastanelerinde hangi kadroların Sağlık Bilimleri Üniversitesine bağlı olacağına kadar 2547’ye geçiş sürecine tüm detaylarıyla açıklık getirdi

Sağlık Bilimleri Üniversitesi eğitim ve araştırma hastanelerindeki hangi kadrolarla ilgili ve bir eğitim ve araştırma hastanesi ile Sağlık Bilimleri Üniversitesinin ilişkisi genel olarak nasıl olacak?

Sağlık Bilimleri Üniversitesi, esas itibarıyla üç fonksiyonu olan bir üniversite. Birincisi, her üniversitede olduğu gibi klasik lisans eğitimi. Yani tıp fakültesi, hemşirelik, sağlık bilimleri fakültesi, yaşam bilimleri fakültesi ve önümüzdeki süreç içerisinde en erken eklenecek olan eczacılık ve diş hekimliği fakülteleri ile birlikte sağlık meslek yüksek okulu ve sağlık bilimleri enstitüsünden oluşan bir klasik üniversite yapısına sahip. İkincisi ve bizi farklı kılan bir husus, Sağlık Bakanlığının mevcut eğitim ve araştırma hastanelerinden 55’i ile şu anda afiliasyon protokolü imzalamış durumdayız. Bu, bizim üniversitemize kanunla verilmiş olan bir ayrıcalık, bir hak. Bu 55 eğitim hastanesiyle Sağlık Bakanlığının uygun gördüğü hastaneler olarak bizim ilişkimiz nasıl olacak? Sağlık hizmeti sunumu tamamen Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacak. Yani, bir hastanın yatırılması, tedavi edilmesi, taburcu edilmesi, döner sermaye yapısının oluşturulması, malzemenin temini gibi hastanenin ihtiyaçlarını şimdiye kadar olduğu gibi, Sağlık Bakanlığı yapmaya devam edecek. İkinci bir husus olarak; Bakanlık hastanelerinde eğitim veriliyor. O eğitimi üstleneceğiz üniversite olarak. Bunu nasıl yapacağız? Üniversitemizle işbirliği yapan eğitim ve araştırma hastaneleri, kanun gereği, peyderpey bizim sağlık araştırma uygulama merkezlerimiz oldular. Sonuç olarak biz bu hastanelerin eğitim fonksiyonunu üstlenmek durumundayız. Ne yapacağız? Üniversite kadrolarımızı; profesör, doçent, yardımcı doçent kadrolarını bu eğitim ve araştırma hastanelerine ilan edeceğiz. Kişiler de bu kadrolara müracaat ederek, üniversite öğretim üyesi olarak 2547 sayılı Kanun’a tabi olacak şekilde özlük haklarını da alarak, üniversite kadrosuyla orada eğitim vermeye devam edecekler. Şimdiye kadar baktığımız zaman Sağlık Bakanlığının eğitim ve araştırma hastanelerinde asistanların, tüm uzmanlık öğrencilerinin yaklaşık yarısı eğitiliyor. Bu devam edecek, burada bir sıkıntı yok. Fark sadece şu olacak; bu eğiticilerin büyük kısmı, arzu ettikleri öğretim üyeliği unvanını üniversite kadrolarında kullanabilecekler. Doçentler doçent unvanı almakla birlikte bu unvanı kullanamıyorlar üniversitede olmadıkları için; doçent kadrosuna girebilecekler böylelikle. Başasistanların pek çoğu belki yardımcı doçent kadrosuna girebilecekler. Doçent olmuş, beş yılını doldurmuş ve profesör olmayı hayal eden birçok arkadaşımız da profesörlük kadrolarına müracaat ederek o kadroyu kullanabilecekler ve eğitimlerini o unvan ve kadro içerisinde verecekler. Burada belki şöyle bir sıkıntı doğabilir; üniversite kadrolarına müracaat için ilan edilen kadrolar bir kişi için açılmıyor. Yani, sadece hastanelerde çalışanlara mahsus ilan edilmiyor. Herkese açık kadrolar olduğu için biz hocalarımız arasında kalite ayrımı yapmayız ama bilimsel kriterleri, şartları taşıyan herkes müracaat edebilecek. Dolayısıyla kriterler çerçevesinde mutlaka bir seçicilik olması gerekecek. Aksi hâlde adaletli olmaz. Bu seçimi de Yükseköğretim Kurulu (YÖK) mevzuatına göre oluşturulacak jüri marifetiyle gerçekleştirmek ve o jürinin kanaati doğrultusunda atama yapmak zorundayız biz de.

Peki, bir örnek vererek sormak istiyorum; Adana Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diyelim, doçent ve profesör olan ve hâlihazırda görev yapan beş hekim var. Kadroyu açarken oradaki sayıya göre mi açacaksınız ve de onlarla birlikte 10 kişi başvurdu, görev yapan bu kişilere öncelik tanınacak mı?

Biz bu kişilerin listesini çıkardık. Afakî konuşmadan, liste üzerinden konuşalım o zaman. Şu anda Adana’da sekiz profesör, 37 de doçent var. Bu sekiz profesörün üçü Bakanlık kadrosunda, beşi başka üniversitelerin kadrolarında iken Sağlık Bakanlığının eğitim ve araştırma hastanesinde görevlendirilmişler 38. madde gereği. Yani üniversitede kadroları var, profesör unvanını kullanıyorlar ama Sağlık Bakanlığının Adana Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışmak arzusuyla bu görevi ifa ediyorlar. Burada kaç profesör kadrosu açılabilir? Bu arkadaşlara en az 3 kadro açmak lazım. Ama diğerleri de girmek isterse başvurup girebilir tabii. Onun dışında şöyle bir çalışma daha yaptık; diyelim ki şu anda 37 doçent var söz konusu hastanede. Bunlardan biri başka üniversitede doçent kadrosunda ve yine 38. maddeye göre görevlendirme ile gelmiş. Bu durum doçentlerde çok az, daha çok profesörlerde var. Öte yandan sekiz doçent de beş yılını doldurmuş, profesörlük bekliyor. Şimdi onların da profesörlük beklentilerine kadro açarak cevap vermek lazım. Ancak orada da şöyle bir durum ortaya çıkıyor; bazı kliniklerde ihtiyaçtan daha fazla profesörlük bekleyen ve her biri değişik beklentilerde olan bu arkadaşların tümüne arzu ettikleri yerde kadro vermeye kalkmamız çok isabetli bir karar olmaz, diye düşünüyorum. Çünkü herkes Ankara ve İstanbul’da kadro almak istiyor. Ama bizim mesela; Şanlıurfa’daki, Van’daki, Diyarbakır’daki, Erzurum’daki, Trabzon’daki eğitim ve araştırma hastanelerimizin de ihtiyacı var. Dolayısıyla bizim profesörlük kadrolarını belli yerlere yığmak yerine ülkeye yaymak gibi bir arzumuz da var. Bunu yapamazsak eğer çok iyi bir iş yapmış olmayız. Belki büyük şehirlerimizde eğitim ve araştırma hastaneleri ile bu saydığım daha küçük illerimizdeki hastaneleri kardeş yaparak, Ankara ve İstanbul’da kadroya giren kişileri geçici olarak, altı ay, bir yıl gibi sürelerle o yerlerde görevlendirebiliriz veya 38. veya 41. maddeye göre görevlendirme yapabiliriz. Değişik maddeler var bunun için. Yani kendi personelimizi bir hastaneden diğer hastaneye görevlendirebiliriz. Amacımız burada hem hocalarımıza unvan ve kadrolarını, özlük haklarını verebilmek hem de ülkemizi sağlık ihtiyacında ve sağlık eğitimi konusunda onlardan azami istifadeyi sağlayabilmek.

Eğitim ve araştırma hastanelerinde 38. maddeye göre görevli olanlara yönelik de kadro düşünüyor musunuz?

Biz şimdi bir üniversite kadrosu ilan ettiğimiz zaman Sağlık Bakanlığında çalışanlara veya diğer üniversitelerde çalışanlara veya aynı hastanede 38. maddeyle çalışanlara göre ayrı ayrı ilan edemeyiz hukuken. Biz kadro ilan ederiz. Biz sandalye koyarız o sandalyeye, oraya oturmaya yetkisi olan her kim varsa başvurabilir. Yani, yurt içinden olduğu gibi yurt dışından da başvurabilirler. Şartları tutuyorsa pekâlâ gelip başvurabilirler. Sağlık Bakanlığında çalışan arkadaşlarımızı öncelemek, onların yıllardır verdiği emekleri de göz önüne almak arzusu içerisindeyiz. Bu onların arzusu, şahsen benim de arzum. Kanun bize yetkiyi layüsel, yani sorgusuz sualsiz bir yetki vermiyor. Kanun bize demiyor ki rektör bey istediğini atar. Öyle bir şey yok. Yani Sağlık Bakanlığında çalışan hocalara, Sağlık Bakanlığında eğitim veren kişilere bu üniversitelerde öncelik verilir. Kanunda böyle bir şey yok. Dolayısıyla olmayan bir yetkiyi de kullanamam. Hukuk devletiyiz her şeyimizi hukuka uygun yapmak zorundayız. Hukukun dışına çıkamayız. Ne yaparız? Tercih imkânı varsa biz Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde çalışıp emek vermiş arkadaşlarımızı önceleriz. Bunu söylemem lazım.

Peki, kadroları ne zaman ilan etmeyi düşünüyorsunuz?

Kadroların ön hazırlıklarını yaptık. Nasıl yaptık? Önce tıp fakültesi, hemşirelik fakültesi, sağlık bilimleri ve yaşam bilimleri fakültelerimizin çekirdek kadrolarını; onları Haydarpaşa’ya, bulunduğumuz Mekteb-Tıbbiye-i Şahane’ye, buraya açmamız gerekiyor. Çünkü fakültelerin merkezi burada olacak. Eğitim ve araştırma hastanelerinin kadroları ise tıp fakültesinde olmayacak. Diğer üniversitelerden çok farklı bir yapımız da budur. Yani biz herhangi bir üniversiteye baktığımız zaman; diyelim ki kardiyoloji ana bilim dalına kardiyoloji hocası atanır.Kardiyoloji ana bilim dalından, onu sağlık uygulama merkezi hukuken sağlık uygulama merkezi olan, bizim tıp fakültesi hastanesi dediğimiz sağlık uygulama ve araştırma merkezine görevlendirirler rektörlük tarafından. Normalde hiçbir üniversitede hoca hastaneye atanmaz. İki sebepten dolayı atanmaz; biri tıp fakültesinin hastanesi yoktur, ikincisi üniversitenin de hastanesi yoktur. Üniversitenin sağlık uygulama araştırma merkezi vardır. Hukuken böyledir. Ama biz atanan bir kişi herhangi bir üniversitede öğretim üyesi, tıp kökenli öğretim üyesi o üniversitenin tıp fakültesinin ana bilim dalına atanır, oradan sağlık uygulama ve araştırma merkezine görevlendirilir. Biz ise tam tersini yapacağız; sağlık uygulama ve araştırma merkezine atayacağız, onlardan öğrenci eğitimi için, bakınız tıp fakültesinin öğretim üyeleri olmayacaklar, üniversitenin öğretim üyeleri olacaklar. Tıp fakültesindeki eğitim-öğretim için ve eğitimi planlaması için ana bilim dalını o uygulama merkezlerinden geri beslemeyle, oradan görevlendirmeyle yapacağız. Tam tersi bir yapılanmayla gerçekleştireceğiz. Dolayısıyla bizim ana bilim dallarımız bazı üniversitelerdeki ana bilim dallarında olduğu gibi hormonlu büyümeyecek. Şişme olmayacak. Ana bilim dalına biz, eğitici vasfı ön planda olan, öğrenciyle ilişkileri daha iyi olan hocaları seçip alabileceğiz.Hocalar öğrencilerle eğer anlaşamıyor, hocaları öğrenciler istemiyorsa farzı misal, olabilir, bazı hocaların stili farklıdır, öğrenciler sizden değil benden, benden değil sizden daha çok hoşlanabilir; ders anlatım bakımından, anlatım tekniği bakımından, materyalleri kullanma bakımından veya öğrenciyle olan diyalog bakımından. Bunlar hep tamamen insani vasıflar; herkeste tamamen birbirinden farklı. Biz en iyi kim bu hocalar, anketler yapacağız belki. Öğrenci sizi istiyorsa, diyeceğiz ki, İbrahim Bey bu sene devam et, öğretim üyesi olarak ana bilim dalına devam et. Mehmet bey, Ahmet bey devam etsin, Ayşe hanım, Fatma hanım devam etsin ama Recep bey, Ali bey siz, teşekkür ediyoruz size, sizin yerinize başka bir kişiyi getiriyoruz, gibi kendi iç dizaynımız içerisinde hukukun verdiği, kanunun verdiği yetkiyle çok iyi bir şekilde bu dizaynı yapabileceğiz.

Öğrenciler çok şanslı olur o zaman.

Kesinlikle öğrenciler çok şanslı olur. Öğrenciyi önceleyen bir mantıkla bunu yerleştireceğiz. Bu ikinci çok önemli ayrıcalığımızdı. Üçüncü ayrıcalığımız da kanunun bize verdiği yetkiyle biz yurt dışında da eğitim müesseseleri açabileceğiz. Yani bu hiçbir üniversiteye verilmemiş olan bir yetkidir. Bu yetkiyle, tabii YÖK’ün uygun görüşü ve Bakanlar Kurulu kararıyla biz dost, kardeş ve iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz ülkelerde uluslararası anlaşmaları da dikkate alarak -oralardan öğrenci getirmeyi söylemiyorum- oralara giderek tıp fakültesi, hemşirelik fakültesi, sağlık bilimleri fakültesi, eczacılık, diş hekimliği gibi bizim alanımıza giren fakülte ve yüksek okulları yurt dışında da açabileceğiz. Tabii bu belli bir zaman alacak, birikim alacak. Bizim kendi ayaklarımız üzerinde tam dik durmamızdan sonra olabilecek bir şey ama bizim, bizden hâlihazırda henüz öğretim üyelerimizi oluşturmamış iken bile çok fazla talep var biz yardımcı olun diye.

Yani ilk etapta tıp fakültesinin kadroları ilan edilecek?

 Biz ilk etapta tıp fakültesinin kadrolarını ilan edeceğiz, hemşirelik fakültesinin ve bizim karargâhın kadroları ilan edildikten sonra ikinci etapta Samsun, Adana ve onun doğusundaki eğitim hastanelerimizi şu anda çalışıyoruz. Onlarla ilgili kadro ihtiyaçlarımızı belirledik. Tabii ki orada arzu ettiğimiz kadrolar var. Oralarda bulunan hocalar var sizin de söylediğiniz gibi. Onların da öncelenmesini sağlamak istiyoruz. Bir de o şehrin ihtiyaçları var; diyelim o şehirde biz bir organ nakli düşünüyorsak, o tip, o vasıftaki hocaları belki öncelememiz lazım. Oralara kadro açarken diyelim ki kardiyoloji yok. Onu kurmak istiyorsak, bir merkeze kalp cerrahı göndermek istiyorsak onların kadrolarını açmamız lazım. Biz bunu Sağlık Bakanlığıyla ortak hareket ederek bu ihtiyaçları sadece oralar için değil, İstanbul, Ankara için de öyle. Hastanelerin fonksiyonlarını önceleyerek kadrolar ilan etmemiz lazım. Şimdi Samsun, Adana ve doğusundakileri yaptık,  sonra sıra diğer illere geliyor. Bunlar arasında Konya var, Kayseri var, Antalya, Bursa, Kocaeli, İzmir, Ankara, İstanbul var.

Süre olarak kadrolar ne zaman açıklanır?

Peyderpey başlıyoruz. Bu tabii kolay bir süreç değil. Bunları da oturup Sağlık Bakanlığımızla teke tek, klinik bir klinik çalışıyoruz. Yani ezbere ne kadar hoca var, o kadar kadro açtık; bu çok kolaycılık olur. İstanbul’da hangi hastanede el cerrahisi yapılması gerekiyor, hangi hastanede organ nakli yapılması gerekiyor, hangi hastanede yanık merkezi olacak? Hangi hastanede hiperbarik oksijen tedavi merkezi kuracağız? Tüm bunları çalışıyoruz.
Toplam kaç kadro olur peki sizce? Hem tıp fakültesi hem hemşirelik fakültesi dâhil diğer eğitim ve araştırma hastaneleriyle?
Bize verilen kadro toplam şu an 2 bin 500’e yakın. Bu yıl içerisinde onu biz peyderpey kullanacağız ama burada açık yüreklilikle söylemem gereken bir şey var ki kadro çizelgemize bakanlar, siz yeni nesli yetiştirmeye çok niyetli değilsiniz, yardımcı doçent sayınız az, diye söylüyorlar ve tenkit ediyorlar.

Ben de onu soracaktım şimdi.
Bu doğru bir tespit aslında. Ama ihtiyaçlara göre şu anda bizim birinci önceliğimiz Sağlık Bakanlığının eğitim ve araştırma hastanelerindeki sorunu çözmek olduğu için kanun çıkarken bu sorunu çözmeye yönelik bir prensiple hareket edildi. Yani doçent ve profesör olan kişilerin sorunlarını öncelikle çözelim, ondan sonra yardımcı doçent kadrolarını peyderpey alırız diye.

Yani, akademik piramit daha sonra ortaya çıksın.
Evet. Bu piramit sözünüzü de seviyorum, şundan dolayı; biz bir kliniği hormonlu şekilde büyütmek, diğer kliniği zayıf bırakmak yerine, diyelim ki bir üniversitenin ortopedi kliniğinde, sağlık uygulama merkezinde 20 hoca var, diğerinde de bir bile hoca olmasın. Bir profesör, iki doçent, dört yardımcı doçent veya başasistanlarla, norm kadro gibi Sağlık Bakanlığıyla bir çalışmamız var. Tabii bu yan dalları hariç tutmak lazım. Yan dallara da ilave kadrolar vermek şeklinde bunu değerlendirmek lazım. Yoksa bir çocuk kliniğinde, bir dâhiliyede birer hoca, iki doçent olmaz. Onların yan dalları için de bir profesör, bir doçent ilave etmek suretiyle kadro piramidi tasarlıyoruz. Bunda Sağlık Bakanlığımızın ve YÖK’ün uygun görüşü de var bu konuda. Yapabilirsek bunu, memleketin sağlık eğitimine büyük katkı sağlamış oluruz, diye düşünüyorum.

Peki, şu an hâlihazırda uzmanlar ve başasistanların, ki çok yoğunlukta olan kişiler, onların durumu ne olacak?

Uzmanlar ve başasistanların sorunu hakikaten önemli. Hatta ve hatta belki siz şu an bir anda söylemek istemediniz, öğretim üyesi unvanı olmayan, doçent ve profesör unvanı olmayan, insan yetiştiren, yıllardır insan yetiştiren, başasistan kadrosunda olan, eğitim görevlisi kadrosunda olan uzmanlar var. Elbette ki bizim onların da sorunlarına çare bulmamız lazım. Şöyle ki, ilk etapta bizim onları atayabileceğimiz en uygun kadrolar yardımcı doçent kadroları. Yardımcı doçent kadroları az, bu doğru, ama behemehal bu kadroları biz isteyeceğiz. Şimdi bu hocalarımız, eğiticilerimiz neden doçent olamadılar? Bunun iki sebebi var; bir istememişlerdir, yani doçent olsam da olmasam da aynı işi yapıyorum, demiş olabilirler. Zannediyorum ki bu arkadaşlarımızın yayınlarında bir sorun yok, tek sorunları olabilir; yabancı lisan sorunu. Yabancı lisan sorunu da burada açıklıkla söyleyeyim, yabancı lisan sınavını yapma yetkisi rektörlüğün. Biz bu arkadaşlarımızın yabancı lisan sorunlarında yardımcı oluruz. Bu görevleri hak eden insanlar olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda yardımcı olma derken, yabancı dilden muaf tutabiliriz şeklinde lütfen algılanmasın. Bu hem yanlış hem hukuka aykırı bir durum olur. Öncelikle bu hocalarımız, arkadaşlarımız yabancı lisanlarını bir gözden geçirsinler, tazelesinler diye kurs açmamız gerekiyor ki biz o kursları başlattık. Belki çok iyi duyuramadık. Bunda tabii web sayfamızın olmayışının da rolü var. Bunu da öz eleştiri olarak söyleyeyim. Tanınmışlığımız henüz yok ama iki sebepten dolayı tanınmışlığı çok ön plana çıkarmadık şimdiye kadar; birincisi henüz ortada bir kadro ilanı vs. olmadan neyi tanıtıyorsunuz? İkincisi, bizim maalesef siyaset anlayışımız kurumlar üzerinden yürüyor. Buradaki Sağlık Bilimleri Üniversitesini kullanarak farklı siyasi argümanlar ortaya çıkarmak isteyenlere malzeme vermemek. Bakınız, burada Marmara Üniversitesi levhası hala duruyor. Ben onu bilerek kaldırtmadım. İki sebepten dolayı; biri Marmara Üniversitesine olan saygımdan dolayı, buradaki öğrencilere olan saygımdan dolayı, hocalara olan saygımdan dolayı, ikincisi de lüzumsuz provokasyonlara zemin hazırlamamak için. Biz bunları anlatamadık belki. Yardımcı doçent olmayı düşünen arkadaşlarımız için öncelikle tıbbi İngilizce kursları açtık. Bunlar 15 Aralık itibarıyla başladı. Bize müracaat edebilirler. İlgili arkadaşımızın telefonu da mail adresi de var web sitemizde. Üniversitemize telefonla da ulaştıklarında pekâlâ yeni kurs programları hazırlayabiliriz. Bunun dışında, çok ciddi bir kütüphanecilik hazırlığı içerisindeyiz. Tarihten bugüne elimizde ne kadar tıbbi eser varsa, Türkçe ve öncesinde yazılmış Osmanlıca ve diğer dillerde. Ülkemizde yazılmış, elimize geçirebileceğimiz ne kadar eser varsa onları toplamaya çalışıyoruz. Bunların büyük çoğunluğu Osmanlıca. Bu eserleri asıllarından okuyabilmeleri için Osmanlıca kursu da düşündük. Onun da müracaatlarını almaya başlıyoruz. Böylelikle bir yandan kurslarımızla -lisan bakımından, özellikle İngilizce kursları- yardımcı doçent olmaya niyetli olan kişileri takviye edeceğiz. Birincisi bu. İkincisi, nasıl bir takviye yapabiliriz; yayınları yoksa yayın yapma açısından bir ekip oluşturuyoruz. Bu araştırma öğrencileri, asistanlar için de diğer araştırıcılar için de bir biyoistatistik, Türkçe ve İngilizcecilerden oluşan bir yayın hazırlama mutfağı oluşturuyoruz. Araştırma yapacak olan, yayın yapacak olan, buradan biyoistatistikçilerimizle, istatistik ekibimizle görüşerek yayınlarını baştan uygun bir şekilde dizayn etmeye gayret edeceğiz. Yani, araştırmayı yapıp sonunda bundan ne çıkar demek yerine, hamurunu yoğururken ona katkı vermek istiyoruz. Böylelikle çok daha kaliteli, kalifiye yayınlar, hatta patent, yöntem, buluş bulma gayreti içerisindeyiz. Birkaç yıl içinde bu gayretlerin semeresini göreceğimizi ümit ediyorum.

Anladığım kadarıyla ilk başta uzmanlara ve başasistanlara çok fazla yardımcı doçent kadrosu yok. Bu örneğin; beş yıla yayılıp peyderpey mi verilecek?
Beş yıl uzun bir süre. Daha kısa. Bu yılki önceliğimiz, kanunun bize verdiği sorumluluk gereği doçent ve profesör kadrolarına ağırlık vermek zorundayız. Bu kadroları kullanmadan ben şimdi yardımcı doçent kadrosu talep etsem ne diyecek bana YÖK? Kardeşim, mevcut kadrolarını bir kullan. Ya ben bu kadroların bir kısmını yardımcı doçente çevireceğim, ki yapabilirim bunu ama bu sefer beklenti içerisinde olan doçent ve profesörlerin bir kısmı emekli olacak. Bu hakkı bekliyor ki ben öğretim üyesi olarak emekli olayım.

Özlük hakları 2547’ye göre dizayn ediliyor değil mi?
Tabii, her şey ona göre olacak. Emekli maaşı değişecek, her şey değişecek. Bunu bekleyen insanların sorunlarını çözmek yerine onlara göre çok daha genç arkadaşların sorunlarını çözmeye yönelmek, belki ikisi bir arada olsaydı daha iyi olurdu ama ikisinden birini tercih etmek durumunda kalmış görünüyoruz, kanun böyle. Bizim şimdi mevcut doçent ve profesör kadrolarını sildirip yardımcı doçent kadrosu yapabilmemiz çok şık durmuyor. Ne yaparız? Bu kadroları kullanırız, hemen ardından yardımcı doçent kadrolarını isteriz. Bu elimizde olan bir şey.

Peki, bir eğitim ve araştırma hastanesinde hangi kadrolar üniversitenize bağlı olacak? Profesörler, doçentler, yardımcı doçentler. Örneğin; asistanlar size mi bağlı olacak?
Orada bir sorunlu alan var, öyle diyeyim. Asistanların da uzmanlık öğrencileri, araştırma görevlisi kadrosunda üniversitemizde olmasını aslında arzu ediyoruz. Sağlık Bakanlığı da kendi bünyesinde bunların ihtisaslarının verilmesini arzu ediyor. Bunlar görüşülür, hangisi uygunsa; üniversite, Sağlık Bakanlığı,.. Sağlık eğitimi bakımından hangisi uygunsa biz onu uygularız. Yani neticede esas olan, kişiye eğitimi vermek. O eğitimi verirken kişinin hangi kadroda olduğu eğitimi çok da etkileyen bir unsur değil. Ama şöyle olsa daha iyi olur, denilirse biz ona tabi oluruz.

Şimdi sonuçta büyük bir değişiklikle 2547’ye geçilmiş olacak. Tabii ki insanların düşüncesi de; birincisi maaşları değişecek, maaşları oradan ödenecek. Peki, döner sermaye ve performanslarında bir değişiklik olacak mı?

Hayır. Yani döner sermayeler de tabii ki üniversite hakkıyla alınacak, performansları da sağlık bakanlığının eğitim ve araştırma hastanelerinde çalıştıkları, orada performans yaptıkları için de döner sermaye ve performanslarını da yine oradan alacaklar. Yani ufak tefek değişiklikler olabilir ama esas değişiklik, maaşlarında artı özlük, emeklilik haklarında olacak. Zaten hekim arkadaşların büyük çoğunluğunun arzusu, çalışırken olan kazançlarından ziyade emeklilikte alacakları ücretler. Çok az şu anda çünkü. Sağlık Bakanlığından emekli olan arkadaşlarımızın emekli maaşları çok az.

Sayın Cumhurbaşkanı da aslında birkaç kez ifade etmişti. Bununla ilgili çalışmalardan haberiniz var mı? Şu anda nedir durum?

Var tabii. Aslında şu anda Mecliste neler yapılıyor, bilmiyorum ama şu ana kadar çözülmüş bir şey yok. Bizim dönemimizde küçük bir düzeltme oldu. Şu şekilde; bir uzman hekim çalışırken en az 3 bin lira almalı, döner sermayesi olmasa bile bu tutara tamamlanmalı şeklinde. Çünkü bazıları o kadar bile almıyordu. Bir de emekli maaşları bin 400 lira civarındaydı o zaman. Her ay belli bir miktar aldıkları ücretlerden ilave kesenek yapılmak suretiyle her ay maaşlarından emekli olanların bir miktar artmak suretiyle, işte 20 yıl çalışanların o günkü ücretle 2 bin küsur lira, 30 yıl çalışanların 3 bin küsur lirayla emekli olmasını öngören bir sistem kurulmuştu ama o dönemde tabii ki bin 400 lira emekli maaşı alıyorlardı. İki katına çıkarmış oluyorduk o günkü sistemle. Ama yeterli mi, değil.

Sizin yaptığınız bu düzenlemeyle doçent ve profesörler, onlar da çok düşük maaş alıyorlardı. Onlar da şimdi belli bir aşamaya gelmiş olacaklar.
Evet.

Ama onun dışında orada uzman kadrosu, pratisyen kadrosu var, yine hâlâ eskisi gibi olacak?

Eskisi gibi olacak, inşallah düzelir ama bunlar üniversitenin yapabileceği şeyler değil. Yani biz üniversitenin kadrosunda olanların sorununu çözebileceğiz. Zaten üniversite de kuruluş gayesi bakımından sorunu çözmeye yönelik bir metot diyelim. Ama bütün sağlık personelinin sorununu çözmeye yönelik bir adım olduğu söylenemez. Onların sorunlarını da peyderpey çözmeye çalışmak lazım, diye düşünüyorum.

Öğrenci alımınız, özellikle tıp fakültesine ne zaman olacak?

İnşallah bu yıl düşünüyoruz. Kadro ilanlarını onun için hazırlıyoruz. Yani bizim bu yıl, 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılında öğrenci alabilmemiz için mart sonuna kadar üniversite kadrolarımızın, tıp fakültesi karargâh kadrosu dediğimiz çekirdek kadronun, 10-15 kadar öğretim üyesinin atanmış olması gerekiyor.

Dekanlık binası, amfiler vs. burada mı olacak?
Evet, burada olacak. Amfiler var zaten. Laboratuvarlarımızı kuracağız o döneme kadar.

Belki eğitim ve araştırma hastanelerinin temel bilimlerde eksiği olduğu düşünülebilir örneğin; anatomi?
Bunlar için ilan vereceğiz. Anatomi, fizyoloji, histoloji hepsi burada olacak. Hazırlıklarını yaptık.

Son olarak, eğitim ve araştırma hastanelerindeki kadrolara Sağlık Bilimleri Üniversitesi rektörü olarak neler söylemek istersiniz?

Elbette ki buradaki hocalarımızın kendi istedikleri kliniklerde kadroya girmelerini canı gönülden arzu ederim. Bunun için de gayret sarf ediyoruz. Ancak mevcut hukuki mevzuata göre bir kişiyi ben, şuraya müracaat etti, başhekimse müracaat etmesin, deme yetkim yok. Müracaat edenleri de bir jüri marifetiyle dosya üzerinden değerlendireceğiz. Bir sınav yapamayız, hoca olmuşlar çünkü. Sınav değil ama dosya üzerinden bu kişi ne yapmış, sadece yayın mı yapmış? Bazı hocalarımız var ki sadece yayın yapmış ama hiç hastaya elini sürmemiş. Var mı, var böyle, var. Kaç hastaya bakmış, nasıl bakmış, ne bileyim ne kadar insan yetiştirmiş, bunlar hep verdiği tezlerden, yetiştirdiği uzmanlardan bellidir, gibi. Pek çok kriteri de yurt dışı yayınları, bildirileri olsun, işte ödülleri, patentleri vs. bunları, bir üniversite hocasından neler bekliyorsa YÖK kriterleri, 2547, o çerçevede onları değerlendireceğiz. Ona göre de jüri marifetiyle seçim yapılacak ve atama yapacağız. Biz arkadaşımızı seviyoruz diye mesela doçent olmayan birini doçent kadrosuna atayabilir miyiz, atayamayız. Bunun gibi düşünmek lazım. Doçenttir, ama siz daha yetkinsiniz, siz daha dolusunuz, ben daha zayıfım. Beni rektör tanıyor diye atayabilir mi veya o hastanede çalışıyor diye? Adaletsizlik olur, haksızlık olur. Bizim amacımız, hocalarımızdan en vasıflılarını, hepsi vasıflı, hepsi kaliteli hiçbir sözüm yok ama bizim için daha iyi vasıfta olanlarını seçip alabilmek. Çünkü üniversitemizin hem yurt içi hem de yurt dışında büyük görevleri var. Bu görevlere de hazırlık yapmak arzusu içerisindeyiz.
Kaynak:Medimagazin
Haber:Ahmet Balcı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.